Bir zamanlar birilerinin ağzını birkaç dakika tatlandırmış bu beyaz ve yapışkan parçadan kurtulmalıyım. Gelişigüzel hareketlerle ayakkabılarımı kaldırımın kenarına sürtüyorum.
Önce üzerine çer çöp yapışmış büyük olan terk ediyor ayakkabımı, sonrasında da sürtüne sürtüne farklı formlar almış minik parçalar. Geriye kalanların vereceği rahatsızlığı test etmeliyim: üç kere ayağımı ileri geri hareket ettiriyorum. Bir kere de yere vuruyorum.
Karşı kaldırımdan puseti hırsla itip tekerleği girdiği yerden çıkarmaya çalışan bir kadın geçiyor. O ittikçe, tekerleğin altındaki küçük çukur puseti sıkıca tutuyor. Son itişinde alt taraftaki torbaların birinden düşen iki portakal kaldırımda yuvarlanıyor. Gözü dönmüş bir şekilde elindeki bebek bisküvisinden birkaç tanesini ağzına atıyor. Keçiboynuzu unu kırıntıları boğazına yapışıyor. Etrafı kolaçan ederek bebeğin biberonundan bir yudum su içiyor. Sonra yine bisküvilere dadanıyor: üç kendine bir tane de bebeğe.
Kendi kaldırımımdaki lokantanın beyaz örtülü masalarına yemek yağları bulaşmaya başlamış. Sokağı gören tarafta soldan üçüncü masada oturan çiftten erkek olanı ağzına kocaman bir et parçasını götürüyor. Medium-well pişmiş et havada hareket ediyor. Kolundaki saatten gözüme yansıyan ışıkla parçanın üzerindeki kahverengi mat sos midemi yakıyor.
Kulağımda Like Swimming, lokantaya girip boş olan birinci masaya oturuyorum. Kendime well-done bir et sipariş ediyorum. Sonra üç kere yutkunup, bir kere derin nefes alıyorum.
Bir yanıt yazın