Düşüne düşüne yüzen birinin defteri

Etiket: The Ballad of Darren

Gourock Açık Hava Havuzu

İlk takım antrenmanı için Hasan Hoca’dan mesaj geliyor:

“Olağanüstü şeyler oluyor, bugünde yeni geçtiğimiz havuzun balonu inmiş. Yarın sabah antrenmanlar iptal oldu, tekrar bilgilendireceğim.”

Oysa Gourock Havuzu’nda balon yok. Yüzene bakıp ne tasasız adam diyorum.  Sanki tek gayesi sağ tarafta duran şezlonga kadar yüzmek. Korkutucu bir hava, yeşile çalan bir deniz. Söylesene Ian Galt, senin hiç mi derdin yok allah aşkına?

Fotoğraf bize söylemese de bu adamın bir derdi var. Şezlongun az ilerisinde koltuk değnekleri duruyor. Birkaç ay önce geçirdiği trafik kazasından sonra ilk defa yüzüyor. Sudaki her ilerleyişinde yüzme yeteneğini kaybetmediğine mutlu oluyor.

O sırada fotoğrafa bakan Damon Albarn, Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki üç krallığı görüyor. Karanlıkta dağlar, arka planda hırçın bir deniz, ön planda yalnızlığın verdiği huzurla yüzen bir yüzücü.

Bize bunları düşündüren Martin Parr ise o ana şahit olabilmemiz için bu absürt sahneyi belki günlerce bekliyor. Sayesinde İskoçya’nın sıkıcı gündelik hayatınının yarısını parlak  diğer yarısını kasvetli olarak görebiliyoruz. 

Sonra çok yakın bir zamanda ve yağmurlu bir İngiltere gününde Martin Parr fotoğraf makinesini yanına alıyor. Biraz da yer altının fotoğraflarını çekmeye karar veriyor…

Oasis’ci Olmak

Tüm acıların şarkılarla unutulabileceğini düşündüğüm yaşlardayım. Annem beni okuldan almış, kırmızı Opel Astra’mızla eve doğru gidiyoruz. Ön paneldeki ototeypin üzerinde altı kanal var. İlk kanalı Power FM, ikinci kanalı Number One FM ayarlamışız. Her binişimde kanalların yerini değiştirmeyi düşünüyorum. Hiç yapmıyorum. Kanallar, ayarladığımız ilk yerlerinde arabamızı satana kadar bizimle kalıyor.

En sevdiğim program Emre’nin Akşam Üzeri Partisi. O dönem tüm gruplar birbirine rakip. Ben Nirvana’cı ve The Cure’cuyum. Ve tabii ki Blur hakkında bir şey bilmeyen Oasis’ciyim.

Kırklı yaşların başında hayatımın arka planında bambaşka sesler ve onlara eşlik eden bambaşka dertler çalıyor. Ataşehir trafiğinde arabanın ön panelinde beliren Leisure kapağındaki boneli kızı Burcu’ya benzetiyorum. O sırada, Ernold Same aynı rüyaya aynı yatakta uyanıyor. The Ballad of Darren albüm kapağındaki yüzücülerse birbirinin draftına yatıyor. Blur ile İstanbul Trafiği Havuzu’nda aynı kulvarda tek koldan yüzüyoruz.

Sonraki trafiklerde Damon ile yüzüyoruz. Bazı günler o Hallow Ponds’da, ben Çınarcık’ta… Kırmızı üçgen bikinimle sahildeyim, yüzme simidimle bordo halının üzerindeyim. Bazı günler o Devon’da denizden biraz korkuyor. Ben Kaş’ta carettalara yüz vermiyorum. Oasis tam olarak neydi hatırlayamıyorum.

Blur’u çok sevdiğimi sonradan öğreniyorum. Tıpkı Emre’nin ben onu dinlemeyi bıraktıktan birkaç sene sonra evinde öldürüldüğünü çok sonradan öğrendiğim gibi…

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén