6 yaşındayım. Havuzda çırpınıyorum. Birden yukarıdan bir ses duyuyorum. “Torunum boğuluyor!” Su ağız seviyemde. Klor kokusu ne hoş! Bugün de kırmızı mayomu giymişim. Ayağımı uzatsam havuzun dibine değerim. Peki ya değemezsem? O zaman dersten sonra anneannemin ısmarlayacağı ızgara köfteyi de yiyemem. Önümdeki bu mavi bulanıklık da ne? Şimdi neden elim acıdı ki? Bu çarptığım şey yoksa havuz kenarı mı?
Klor kokusu artık midemi bulandırıyor. Yediğim köftenin tadını hatırlamıyorum. İkinci yüz metrenin içindeyim. Üç kol bir nefes yüzüyorum. Kafamda Sink or Swim çalıyor. Havuzun dibinde T çizgisi görünüyor. Bu sabah havuza benle giren kırmızı mayolu kızı takla dönüş öncesi kenarda bırakıyorum. Başımla minik bir selam veriyorum. Yan kulvarlar boş. Kimse görmüyor.
Für Elise’den türetilmiş zil sesi çaldı. Okulda olsam ders bitti diye sevinirdim. Ama havuzdayım. Seans bitti. Duş al, evi toparla, çalış, akşama yemek var mıydı düşün. Bir kez daha başlıyorum. Paletleri kenara koyup, ayağıma sneakerlarımı geçiriyorum.
