Daaaat. İrkildim. Suratını aynadan görmek için öne doğru başımı uzatıyorum, gözüm ön camda bir zamanlar yeşil olan şimdiler de ise yeşil-kahveye dönen kuş kakasına takılıyor, sivilceli suratlı kel adam içinde annemin geçtiğini düşündüğüm bir cümle savuruyor. Silecek suyu bitmiş. Kuş kakası mı adam mı midemi daha çok bulandırıyor. 

Hatırlıyorum 

L koltukta oturuşumuzu, ellerini yeni sevgiliymişiz gibi nereye koyacağını bilemeyişini, ikinizin bir süre sessizce tavana bakışını, gözlerini bir süreliğine kapatışını, öksürüğünün havada bıraktığı üzüntüyü öhö öhö öhö, bana daha çok sarılışını, ağzından akan minicik salyanın sıcaklığını, gel seni biraz kucağımda gezdireyim diyemeyişimi, belimin ağrımasını

Kim bilir bu kırmızı plastik kürekle kaç sabah daha bu kedi çişi ve kakalarını temizleyeceğim. Kaç kum parçası ayak parmaklarımın arasına girecek ve o kumları diğer ayağımın parmaklarıyla temizlemeye çalışacağım. Eğilmeden…

Hatırlıyorum

Deli gibi yağmur yağışını, ön sileceği son hız çalıştırışımı, kuruyan kuş kakası parçalarının küçük kitleler halinde sağa sola saçılışını, sağa sinyal verişimi, hakkım olan yolu söke söke alışımı, teyzemin vücudundaki yaraları, bir daha sağa sinyal verişimi, arkamdakinin zoraki yol verişini

I was blind diye bağırırken o, önüme kıran beyaz Clio ile yere iniyorum. Dans edemiyorum. Yüzüyorum.