Düşüne düşüne yüzen birinin defteri

Etiket: Kaş

Mecburen Dinliycez.

İnsan duş alır ve yüzer. Ama yağmurda şemsiyesini açar. Antrenörler acemi yüzücülerin sıçrattıkları sudan kaçar. Islanmak zordur. Herkes için.

Üstelik insanlar tuhaf tercihler yapar. Kimse için hiç bir şey ifade etmeyen tercihler. Yarı bilinçli halde, biraz cahil cesaretiyle, hiç zamanı değilken. Belki de boş bir ana geldi.

Bir yerden bir yere yüzülebiliyor diye yüzülmeli mi? Hiç düşünmeden hızlıca yapılan kayıtlar, ödenen yarış ücretlerinin dekontları, yakın çevre ile etkinliğin paylaşılması… Sonra üzerinden bir kaç ay geçer. Unutuverirsin. Ta ki bir hafta kalana kadar. O zaman şamandrıran patlak mı kontrol edersin.

Şimdi denizin ortasındasın. Bu bir açık su yarışı. Bir parkuru yüzüyorsun. Yüzmek yetmiyor, kerteriz alıyorsun. Kerteriz almak yetmiyor, akıntının ne yönde olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Bazı zamanlar yanından farklı mayolar geçiyor. Kadın mayoları fosforlu renk, erkek mayoları slip… Suyun altına pek bakmayayım diyorsun.

Bu rotada bu kadar açıkta hiç telaş olmadan yüzülen zamanlar da olmuştu. Kırmızı soğanlı feta cheese’li salata yeme hayaliyle çıkılan yolculukta Sarı Salim motoru durdurdu. Annen ilk atlayandı suya. Kardeşinin bikinisinin üzerindeki Bugs Bunny havuç kemiriyordu. Sarı Salim bir sigara yaktı. Baban da. Poseidon ise kulaklığınla discman’den dinlediğin Radiohead şarkısına kulak kabartıyordu.

Tüm bunlar kasten mi aklına geliyor. Yüz yüz asla bitmiyor. Sanki sonsuza kadar yüzülecek. Biraz pembeleri görmeye başlıyor. Yanına bir sal yaklaşıyor. Salın üstünde bembeyaz giyinmiş bir kadın. Hadi az kaldı, bravo diyor. Yüzücü kendini bir video klipte sanıyor. Kült bir filmin içine sızmış kült bir video klipte.

İçinde çalan şarkılara bakılırsa gerçekten az kaldı. Kerteriz almak için artık direkt göz hizasındaki görüntüleri kullanıyor. Ne güzel şarkıydı Talisman diyor. Dün gece İstanbul’da bu şarkı canlı çalınıyor. Arkadaşları ellerinde viskiyle bu şarkıda sallanıyorken, o Kaş – Meis yarışının son 50 metresini yüzüyor. Bu sefer böyle bir oluşu seçiyor.

Zaten viskiyi de sevmiyor.

Oasis’ci Olmak

Tüm acıların şarkılarla unutulabileceğini düşündüğüm yaşlardayım. Annem beni okuldan almış, kırmızı Opel Astra’mızla eve doğru gidiyoruz. Ön paneldeki ototeypin üzerinde altı kanal var. İlk kanalı Power FM, ikinci kanalı Number One FM ayarlamışız. Her binişimde kanalların yerini değiştirmeyi düşünüyorum. Hiç yapmıyorum. Kanallar, ayarladığımız ilk yerlerinde arabamızı satana kadar bizimle kalıyor.

En sevdiğim program Emre’nin Akşam Üzeri Partisi. O dönem tüm gruplar birbirine rakip. Ben Nirvana’cı ve The Cure’cuyum. Ve tabii ki Blur hakkında bir şey bilmeyen Oasis’ciyim.

Kırklı yaşların başında hayatımın arka planında bambaşka sesler ve onlara eşlik eden bambaşka dertler çalıyor. Ataşehir trafiğinde arabanın ön panelinde beliren Leisure kapağındaki boneli kızı Burcu’ya benzetiyorum. O sırada, Ernold Same aynı rüyaya aynı yatakta uyanıyor. The Ballad of Darren albüm kapağındaki yüzücülerse birbirinin draftına yatıyor. Blur ile İstanbul Trafiği Havuzu’nda aynı kulvarda tek koldan yüzüyoruz.

Sonraki trafiklerde Damon ile yüzüyoruz. Bazı günler o Hallow Ponds’da, ben Çınarcık’ta… Kırmızı üçgen bikinimle sahildeyim, yüzme simidimle bordo halının üzerindeyim. Bazı günler o Devon’da denizden biraz korkuyor. Ben Kaş’ta carettalara yüz vermiyorum. Oasis tam olarak neydi hatırlayamıyorum.

Blur’u çok sevdiğimi sonradan öğreniyorum. Tıpkı Emre’nin ben onu dinlemeyi bıraktıktan birkaç sene sonra evinde öldürüldüğünü çok sonradan öğrendiğim gibi…

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén