Sabah kızlarını okula bıraktı. Sonrasında her zaman yaptığı gibi 2000 m yüzdü. Görmesem de onun hep front-crawl yüzdüğünü bilirim. Ama o gün bir gariplik vardı. Gereğinden fazla dinlendi havuzun kenarında. Galiba dün akşam işlettiği barda işler istediği gibi gitmedi. Üstelik son 200 metreyi de sırtüstü yüzdü. Su yuta yuta…
Demek ki insan her zaman düşünmek zorunda olmayan basit bir balık gibi yüzemiyormuş. Denize uzun uzun baktım. Dünyanın en güzel pencerelerinden birinin önündeyim. Karşıma oturanın yere düşen gözlük kılıfının çıkardığı sesle onun bugünkü dalgınlığına neden olan ismi düşünüyorum.
Havuzların hızlı, orta ve yavaş yüzenler olarak ayrılması evrensel bir çözüm sanırım. En orta kulvarda yüzen kadın son derece hızlı. Alice ise en sağ kulvarda. Duyuru panosunda havuzun Mart ayı içerisinde kapalı olacağı yazıyor. Alice, pek çok şeyi olduğu gibi aslında bunu da hatırlamıyor.

Dışarıdan alkış sesleri ve ıslıklar geliyor. Kahvem bitmiş. Sese doğru yöneliyorum. Benim yaşlarımda bir adam lodosa aldırış etmeden iskeleye doğru yüzüyor. Birkaç dakika içinde gözden kayboluyor. Alice’in komşusu 14 yaşındaki oğluyla hafta sonu Ocean Dome’a gitme planları kuruyor. Uzak, kalabalık ve pahalı. Şükürler olsun ki ikisi de yüzme bilmiyor.
Şu an karşımda kimse oturmuyor. Gözlük kılıfım yere düşüyor. Aklıma o isim geliyor.
“Tabii ya Şimamoto-San!”